Eğitim sistemi son yıllarda
sürekli bir değişim içinde. Ancak bu değişimi anlamak, yönünü, gidişatını
öngörebilmek çok da mümkün görünmüyor. Milli eğitim bakanı eğitimde sürekli
değişikliklerin devam edeceğini dile getiren açıklamalarla medyada yer alıyor.
Sürekli değişim, sistem konusunda bakanlığın üst yönetiminde hala net bir bakış
açısının olmadığını, tersine kararsızlığın hakim olduğunu gösteriyor. Geçmişte
sürekli değişen siyasi iktidarlar nedeniyle genel yönetim sisteminde olduğu
gibi eğitim sisteminde de istikrarsızlığın gerekçesinden söz edilirdi. İçinden
geçtiğimiz süreçte bu teze aykırı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Mevcut siyasi
iktidar on yılı aşan süredir iktidarda bulunuyor. Bir yönüyle güçlü bir siyasi
istikrarın olduğu görülüyor. Buna karşın eğitim sisteminin üst yönetimi
durumundaki bakanlığın başında bakanlık makamındaki kişilerde siyasi iktidara
göre daha fazla değişiklik yaşandı. Siyasi iktidar on yılı aşan bir sürede
istikrarlı bir şekilde devlet yönetimini elinde bulundurduğu halde eğitim
politikaları konusunda beklenen istikrarın sağlanamadığı gözleniyor. Aynı
iktidarın bakanları arasında eğitim politikalarının belirlenmesi, uygulanması
yönüyle farklılıkların olduğu görülüyor. Siyasi iktidarın başa geçtiği ilk
dönemlerde ilk milli eğitim bakanı Erkan MUMCU zamanında kısa süreli bir bakanlık
döneminde eğitim politikalarının belirlenmesi adına fazla bir şey yapılamadı.
Ardından gelen Hüseyin ÇELİK Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli bakanlık yapan
ikinci kişisi rekorunu kırdı. Eğitim politikalarının sağlam bir temele
oturtulması adına bu dönemde de fazla bir şey yapılamadı. Arkadan gelen Nimet
BAŞ zamanındaki eğitim politikalarına yönelik yapılan çalışmalar yine kalıcı
olmaktan uzaktı. Ömer DİNÇER Milli Eğitim Bakanı olarak oldukça hızlı ve biraz
da sert başladı. Onun döneminde özellikle bakanlık merkez teşkilatı tam bir toz
dumana karıştı denebilir. Son olarak Nabi AVCI’nın bakanlığa gelişi eğitim
politikalarının yürütülmesi sürecinde yeni bir aşamayı başlatmakla birlikte
geçmişten bu güne köklü manada bir politika belirleme çabasını görmek yine çok
mümkün görünmüyor.
Geçmişten bu güne yapılan
uygulamalara bakılınca eğitim sisteminin yönetimi anlamında özellikle Ömer
DİNÇER ve Nabi AVCI dönemlerinde yoğun bir personel değişiminin yaşandığı
görülüyor. Merkez teşkilatı ve taşra teşkilatında özellikle yönetici
değişiklikleri geçmiş dönemlere göre son iki bakan döneminde oldukça fazla.
Atanan yöneticiler uzman veya müşavir kadrolarına aktarılıp yerlerine yenileri
atanıyor. Bakanlık bünyesindeki uzman ve müşavir kadrolarının sayısal durumunu
herkes merak ediyordur sanırım. Siyasi istikrarın on yılı aşan süredir var
olduğu ülkemizde eğitim politikaları itibariyle aynı istikrarın görülememesi
eğitim konusunda zihinlerin hala açık olmadığının bir göstergesi olarak
değerlendirilmesi gerekiyor. Her gelen milli eğitim bakanının uygulamalarına
bakıldığında aynı yönde planlı, programlı ve sistemli çalışmaların hayata
geçirilmesi yerine aynı konuda farklı uygulamaların varlığını görmek bu
istikrarsızlığın bir başka göstergesidir. SBS ile ilgili sistem, yönetici atama
sistemi, öğretmenlere yönelik uygulanan yer değiştirme sistemi, öğretmenlere
yönelik uygulanan alan değiştirme uygulamaları, yöneticilik makamlarına
getirilen kişilerin kısa bir süre sonra değiştirilmesi, üniversiteye giriş
konusunda hala ne yapılacağının bilinememesi gibi uygulamalar bu alandaki en
göze çarpan örneklerden sadece bir kaçı.
Stratejik yönetim uygulamaları
konusunda yapılan yasal düzenlemeler sonrası hayata geçmesi gereken uzun
dönemli bakış açısı eğitim sistemi açısından ne yazık ki hala sözde kalmaya
devam ediyor. 2010-2014 dönemi Stratejik Plan uygulamalarının sona erdiği ve
2015-2019 dönemi Stratejik Plan hazırlıklarının hızla sürdürüldüğü şu günlerde
eğitimle ilgili uygulamalar konusunda nereye gidileceğinden kaç kişinin haberi
var sorusu gerçekten üzerinde durulması gereken sorulardan sadece biri. Bu
yönüyle bakıldığında eğitim sistemimiz içinde sözde kalan birçok uygulama gibi Stratejik
Plan uygulamaları da yasalarda yazılı olan ancak hayata geçemeyen uygulamalardan
birisi olarak ortada duruyor. Yapılan yasal düzenlemeler nasıl uygulanacak,
yapılan düzenlemelerin gereği alt düzenlemeler ne zaman hayata geçecek, hayata
geçen uygulamalar ne kadar kalıcı olacak gibi birçok soru eğitim sisteminde
hala belirsiz olarak ortada durmakta.
Eğitim sisteminin genel
politikalarında görülen bu belirsizlik eğitim sisteminin içinde yer alanlarda
uygulamalara karşı güvensizlik duygusunun gelişmesine neden oluyor. Belirsizlik
ve güvensizlik sistemin istikrarsızlaşmasını daha da güçlendiriyor. Adeta kısır
bir döngünün içinde yer alan eğitim sisteminde uygulamaların sağlıklı ve
istendik düzeyde hayata geçememesinin de bir nedeni olarak ortaya çıkmakta.
Belirsizlik ve güvensizlik istikrarsızlığı beslerken istikrarsızlık
uygulamaların hayata geçmesini güçleştiriyor. Böylesi bir kısır döngüden eğitim
sisteminin çıkabilmesi hiç de kolay görünmüyor. Sistemin kendi içinde yaşadığı
bu çelişkiler sistemden hizmet alan topluma da önemli bir sorun alanı olarak
yansıyor. Eğitimden yararlanan veya yararlanacak olan toplum kesimleri kendilerinin
ve çocuklarının nasıl bir sisteme, uygulamaya tabi tutulacakları konusunda
önlerini görememenin verdiği bir kararsızlık içinde bocalamaya devam ediyorlar.
Ülkemiz eğitim sisteminin
tarihi süreç içindeki geçmişine bakınca bu istikrarsızlığın, kararsızlığın,
belirsizliğin nedenlerini anlamak hem kolay hem de zor. Cumhuriyet tarihi
boyunca toplumun içinden geçtiği süreçler toplumsal birliği güçlendirmekten çok
zedeler biçimde işledi. Birlik duygusunun yerini güvensizlik alınca toplum
içindeki farklı kesimler birbirlerini hep olumsuz bir bakış açısıyla ve
kategorik bir anlayışla sürekli tetikte bir vaziyette adeta kolladı. Bu durum
genel yönetim sorunları kadar eğitim sorunlarının da büyümesine, kökleşmesine
neden oldu. Diğer yönden uzun yılların getirdiği tecrübe, yetişmiş insan
gücünü, eğitimli personel sayısını her geçen gün arttırdı. Cumhuriyetin ilk
yıllarında büyük ihtiyaç duyulan eğitim alanındaki uzman personel sıkıntısı
bugün için geçerli değil. Farklı sistemlerin sürekli denendiği bir ortamda
uygun bir sistemin bulunamamış olması, yetişmiş insan gücüne rağmen hala ne
yapılacağının bilinememesi gerçekten çok zor anlaşılan bir durum.
Eğitim sistemimizi yönetenlerin
üzerine bu yönüyle önemli sorumluluklar düşüyor. Eğitimi yönetirken sistemin
içinde bulunanları yok saymak yerine sistemin içinde her aşamada bulunanların
bilgi, tecrübe ve potansiyellerinden sonuna kadar yararlanmayı öncelikli bir
hedef olarak ön plana çıkarmaları gerekiyor. Eğitim sistemimiz içinde şûralar
bu yönüyle gerçekten çok güzel bir katılım platformu olarak uzun yıllardır
varlığını devam ettiren araçlardan sadece birisi. Ancak şûralar ne yazık ki
olması gerektiği gibi kullanılamıyor. Dönem dönem siyasi iktidarın kendi bakış
açısına göre şekillendirip alacağı kararlara adeta toplumsal alt yapı, destek
sağlama düşüncesiyle kullanılan şûralardan gerektiği gibi yararlanamıyoruz.
Şûraları eğitim sisteminin yapılanmasını belirlemede, eğitim faaliyetlerinin
değerlendirilmesinde, süreç içinde yaşanan sorunların çözümünde öneri geliştirecek
hale dönüştürüp etkin bir şekilde kullanabilirsek eğitim sistemimizin
istikrarını geliştirme adına önemli bir adım atılmış olacaktır.
Eğitim sistemi içinde katılımı
ön plana alan bir yönetim anlayışı kurulamadan sisteme istikrarın gelmesini
beklememek gerekiyor. Şûralar eğitime dair söz söyleme imkanı, bilgisi, yetkisi
ve gücü olanların katılımını sağlayabilir ama yönetim anlayışının gelişmesinde
şûralardan çok daha etkin bir sistemin kurulması gerekiyor. Yönetim makamlarını
gerçek anlamda liyakati ön plana çıkaran bir seçme sisteminden geçerek gelen
kişilerden oluşturmak bu sistemin kurulmasında ilk atılması gereken adımdır.
Eğitim sisteminde yönetim makamlarına geliş sürecine bakıldığında merkez ve
taşra teşkilatında tartışmasız bir seçme sisteminden söz edebilmek mümkün
görünmemektedir. Kritik makamlar başta olmak üzere çoğu yönetim makamlarına
geliş için herhangi bir sistemden dahi söz edilememektedir. Seçme sistemini
özellikle liyakati, eğitimi, yeterliliği önceleyen bir anlayışla yeniden kurmak
gerekmektedir. Mevcut sistemde kısmi sınav uygulamaları ile seçimler yapılmakla
birlikte eğitim yönetimi konusunda sınavı kazanan kişinin yetiştirilmesi
anlamında hiçbir süreçten söz edilememektedir. Sınavı kazanan kişi adeta her
şeyi biliyor gözüyle yönetim makamına oturtulmakta ve kendisinden eğitimle
ilgili her alanda stratejik kararlar, uygulamalar, değerlendirmeler yapması
beklenmektedir. Oysa sınava hazırlık sistemi, süreci ile yönetim makamlarına
oturup eğitim sisteminin gerektirdiği bilgi, beceri ve formasyon düzeyine sahip
olarak yönetim süreçlerini işletmek, yönetim becerisini ortaya koymak çok başka
şeylerdir. Yönetici atama sisteminin sadece seçme boyutu ile ilgilenip
yetiştirme boyutunu ihmal etmek sistemdeki en kritik unsur olan yönetim aracını
etkisizleştirmekte ve sonuçta sistemi istenmeyen ürünler verir hale
getirmektedir.
Eğitim sisteminin
yapılandırılması başta olmak üzere yönetim anlayışının da geliştirilmesi bir
zorunluluk. Bunların yapılması sistemi en genel anlamıyla dizayn etmenin en
temel aşamalarıdır. Bu aşamaları doğru ve sağlam yapmak sistemi istendik düzeye
çıkarmakta yeterli olmamakla birlikte başlangıç olarak mutlaka ele alınması
gereken aşamalardır. Sistemin kurulması, yönetim anlayışının geliştirilmesi
eğitimin en temel unsuru olan okulların ve dolayısıyla eğitimin nitelikli hale
getirilmesinde sadece bir başlangıç olacaktır. Okul sisteminin geliştirilmesi,
personel politikaları, denetim sisteminin kurulması başlangıç adımlarının doğru
atılmasına bağlı diğer adımlardır. Ama ilk adım atılmadan sonraki adımlara
yönelik çalışmaların yapılması çok da anlamlı olmayacaktır.
Soru, Görüş ve
Eleştirileriniz için…..
Ali Hikmet DEMİR
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder