Eğitim
sistemi toplumda hemen herkesi bir yönüyle etkileyen, hayatına dokunan devasa
ve karmaşık bir yapıdadır. Bu kapsamlı etkisi nedeniyle eğitime dair alınan
kararların dikkatli bir şekilde düşünülmesi, planlanması ve değerlendirilmesi
gerekir.
Eğitime
dair herhangi bir konu veya konuşmayı günlük hayatınızın her anında bir şekilde
duyarsınız. Kahvelerde, otobüs duraklarında, insanların bir arada bulunduğu
kamu veya özel hemen her ortamda bir şekilde kulağınıza eğitime dair
konuşmaları duymak mümkündür.
Son
zamanlarda eğitim kurumlarına çocuklarını gönderen velilerin bulundukları
yerdeki eğitim kurumundan memnun olmadıklarını, evinden uzakta da olsa bir
başka yere maddi külfetine rağmen çocuğunu iyi diye duyduğu bir başka okula
göndermenin yollarını arayan velilerle karşılaşmak çok doğal bir hale gelmiş
durumdadır. Okulların açılmasının yaklaştığı bu günlerde bu hummalı çaba çok
daha fazla artmış durumdadır.
4+4+4
sisteminin hayata geçtiği günden bugüne ilkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki
okullara yönelik çalışmalar devam ediyor. Bu süreçte özellikle imam hatip
okullarının açılmasına yönelik çalışmalar diğer okullara göre gözle görülür bir
düzeyde artmış durumda. Milli Eğitim Bakanlığı imam hatip okullarını ortaokul
ve lise düzeyinde planlı bir şekilde arttırma çabası içinde. İmam hatip
okulları geçmişte toplumda siyasal tartışmaların gölgesinde kaldığı için ne
yazık ki eğitim kurumları içinde ayrı bir kategoride değerlendirilmiştir. Bu
tartışmalar bu okullarda eğitim gören öğrencileri zaman zaman mağdur etmiştir.
Siyasi gruplaşmaların merkezine oturmuş kurumlar olarak imam hatip okullarının
bu gün daha hızlı ve kolay bir şekilde artması adeta uzun süren susuzluğun
ardından suya kavuşmuş insanı andırır bir görüntü arz etmektedir. Bu okulların
hızlı ve kolayca açılıyor olması bu okullara yüklenen misyonun bir sonucu
olarak da görülebilir. Burada üzerinde önemle düşünülmesi gereken husus hızla çoğaltma
telaşına girilirken nitelikten taviz verilmemek için yapılması gerekenlerin de
göz ardı edilmemesidir.
Zira
son günlerde yer yer bu tür okullara öğrenci gönderen velilerin bu tür
okullarla ilgili dile getirdiği şikayetlerle de karşılaşılmaktadır. İmam hatip
ortaokuluna giden çocukların aldıkları eğitimden memnuniyet düzeylerine ilişkin
öğrenci velilerinden dönütler alınması, öğrencilerin özellikle dini konulara
yönelik bilgi düzeylerinin belirlenmesi, bu tür okullardan ayrılan öğrencilerin
ayrılma nedenlerinin araştırılması, okul ve sınıflarda ne tür faaliyetlerin
yapıldığının sorgulanması, eğitim öğretime uymayan türde davranışlar ve
faaliyetler varsa bunların incelenmesi önemli bir husustur.
Son
yıllarda okullarda hızla gelişen teknolojik yatırımların sonucu sınıflara giren
etkileşimli tahtaların ne amaçla kullanıldığının yakından takip edilmesi
eğitime yönelik kullanılan kaynakların yerine ulaşma düzeylerinin belirlenmesi
açısından da önemlidir. Pek çok okulda etkileşimli tahtaların sınıflarda film
izlemek, eğlenmek amacıyla teneffüslerde veya derslerde müzik dinlemek amacıyla
kullanıldığına dair olaylar dile getirilmektedir.
Eğitim
kurumlarının çevrelerinde bulunan çeşitli barınma yerlerinin kimler tarafından
hangi amaçla açıldığının ve kullanıldığının takibinin yapılması da ayrı bir
husustur. Son yıllarda özellikle kırsal kesimde kendilerini dini bir anlayışla
çevreye tanıtan farklı grupların varlığı dile getirilmektedir. Okulların yakın
çevresinde yer alan bu tür barınma yerleri öğrenci velilerinin maddi
imkansızlıklarını destekleme amacıyla çocukları kendilerine çekmekte ve kendi
anlayışlarını yeterince bilinçlenmemiş olan ailelerden gelen çocuklara
yerleştirme yollarına gitmeye çalışmaktadır. Süleymancılık diye nitelenen bir
grup bu gruplar içinde en yaygın olanı olarak dile getirilebilir. Bu gruba ait
yerlerde barınan veya bu gruba ait kurs faaliyetlerine giden öğrencilerin
aldıkları eğitim sonrası dini uygulamalara daha fazla önem vermeye başlaması,
dini bir takım ritüelleri yapabilir hale gelmesine karşın devlete ait imam
hatip okuluna giden çocuğunun yeterli eğitim almadığını gören, düşünen veliler
çocuklarını imam hatip okullarından alıp anılan gruplara teslim ediyor hale
gelmesi eğitim sistemi açısından büyük bir handikaptır.
Devlete
ait eğitim kurumlarının işleyişinde ortaya çıkacak ihmal, eksiklik, yetersizlik
ve kalitesizlik insanları bu kurumların dışında başka kurumlara yöneltmemesi
gerekir. Devletin okuluna çocuğunu gönderen bir velinin okuma yazma seviyesinin
veya bilgi seviyesinin yetersiz olması, öğretmenlerin ilgisiz davranışları,
okul idaresinin velilere yaklaşım biçimi, sınıflarda öğrencilerle ilgilenmek
yerine öğrencilerin başıboş bırakılması, ders anlatmak yerine film açıp film
izlettirilmesi, üstelik de Recep İvedik türü terbiyesiz filmler izlettirilmesi,
okul müdürlerinin veya milli eğitimdeki yetkililerin yakınmalara kulak
tıkaması, ilgilenmemesi, söylenenleri sürümcemede bırakması, gidişatın
değişmemesi gibi durumlar toplumda eğitim kurumlarına olan güveni sarsacaktır.
Bu sarsıntı vatandaşı resmi kurumlar dışındaki yapılara yöneltecektir.
Süleymancıların yurduna yaz başından beri
çocuğunu gönderen bir veli çocuğunun yurtta aldığı dini eğitim sonrası evine
geldiğinde namazını kılmaya başladığını, camide ezan okuduğunu, müezzinlik yapacak
düzeyde dini bilgi aldığını görürken aynı zamanda devlete ait imam hatip
ortaokulunda üç yıldır bir şey öğrenemediğini, Peygamberin Hayatı diye bir ders
olduğu halde çocuğunun peygamberin hayatına dair hiçbir şey bilmediğini,
kendisinin sorduğu soruları bilemediğini, devletin açtığı imam hatip
ortaokulunda eğitim verilmediğini, öğretmenlerin aldıkları maaşlarını hak etmek
için gereken çabayı göstermediklerini, okuldaki bu durumu yetkililere
söylemesine rağmen ilgilenin olmadığını da görürse güveni, sevgisi, saygısı
hangi yöne olacaktır sorusunun cevabı çok basit olsa gerek.
Toplum
içinde dile getirilen bu tür şikayet ve yakınmalar üzerinde mutlaka durulması
gerekiyor. Eğitim sisteminin işleyişine dair sadece bir tek kişinin
söylediklerinden hareketle toptan tüm eğitim sistemini mahkum etmek, görülen
olumsuzluğu tüm eğitim sistemine şamil edecek şekilde genişletmek doğru
olmayabilir. Buna rağmen eğitime dair benzer söylentileri, değerlendirmeleri,
yaşanmışlıkları tümden yabana atmak da aynı şekilde doğru olmayacaktır. Eğitim
sistemini yönetenler bu ve benzer söylentileri, değerlendirmeleri ve
yaşanmışlıkları önemle dikkate alması gerekir. Anlatılanlardan hareketle olaya
konu imam hatip ortaokulları başta olmak üzere tüm okul türlerinde yaşandığı
söylenen olayların ciddi bir şekilde ele alınması gerekir. Bunun yapılması
etkin işleyen bir eğitim yönetim sisteminin varlığını gerektirmektedir. Etkin
işleyen eğitim yönetim sistemi güçlü bir denetim sistemine ihtiyaç duyar.
Yönetim işi faaliyetin yürütülüş şekline yönelik işleyiş süreçlerini
ilgilendirirken denetim işleyişin istendik şekilde işleyip işlemediğine
odaklanır. Bir faaliyette yönetim ve denetim faaliyetinin tek elde toplanması
veya işi yapan birimin aynı zamanda kendi kendini denetlemesini beklemek işin
doğasına aykırıdır. Bir işin yapılışına ne kadar çok ve farklı bakış açısı ile
yaklaşılırsa işin niteliği de o kadar çok artar. Yönetenle denetleyenin aynı
kişi olması işin gelişimine katkı sağlamaktan çok işin yapılışında var olma
ihtimali olan hata ve eksiklerin görmezden gelinmesine, gizlenmesine neden
olur. Bir kişinin yaptığı işi değerlendirmesini istemek o kişiye kendi
hatalarını açık yüreklilikle dile getirmek gibi bir anlama gelir. İnsanların
içinde kaç kişi objektif bir şekilde kendi hatalarını açık yüreklilikle kabul
eder ve herkesle paylaşır sorusunun cevabı açıktır. Özellikle de yaptığınız işe
bakarak bir değerlendirme yapılacağı söylendiğinde herkes hata ve eksiklerini
başkalarına atmaya çalışır. Denetim ile yönetimin bir şekilde farklı birimlere
verilmesi gerekir. Dünyada bu durum böyle olmakla birlikte bu sistemi kuramamış
veya kurmamış sistemler karmaşadan, kalitesizlikten ve çok alt düzeylerdeki
sorunlarla boğuşmaktan kurtulamamaktadırlar.
Eğitim
sisteminde her düzeyde etkin bir yönetim ve denetim sistemi kurmak
zorunluluktur. Buna rağmen ülkemizde son yıllarda eğitimde yönetim ve denetim
sistemi büyük sorunlarla boğuşmaktadır. Denetim sistemi yok denecek düzeye
indirilmiştir. Öte yandan yönetim sistemi de sürekli değişikliklerle,
istikrarsızlığa, sistemsizliğe ve parçalanmışlığa ve tartışmalara kurban
edilmektedir. Okul yöneticiliklerine yapılan atamalar, şube müdürlüklerine
yapılan atamalar, yer değiştirme, atama sistemindeki sorunlar çalışanları adeta
canlarından bezdirmiş durumdadır.
İmam
hatip okulları toplum nezdinde ayrı bir öneme sahiptir. Bu okulların
sayılarının her geçen gün artırılması ortalama vatandaş tarafından rahatsızlık
oluşturacak bir unsur değildir. Buna rağmen özellikle bu tür okullarda ortaya
çıkacak sorunlar, olumsuz söylentiler ve dedikodular bu okulların geleceği ve
toplumun din anlayışının gelişimi açısından önemli tehlikeler barındırmaktadır.
Bu tür okullar toplum nezdinde dinine, diyanetine bağlı, anne ve babasına
saygılı gençlerin yetiştiği, vatanını ve milletini seven insanların yetiştiği
okullar gibi görülmektedir. Ancak her geçen gün artan sayı niteliğin de
düşmesine neden olmaktadır. Sayının artması kadar okullara yönelik etkin bir
denetim ve rehberlik sisteminin olmaması kurumlardaki işleyiş kalitesini her
geçen gün düşürmektedir. İmam hatip okullarında görev yapan yönetici ve
öğretmenlerin niteliklerinin geliştirilmesi adına önemli çalışmalar yapılması
gerekmektedir. Bu eğitim kurumları başta olmak üzere tüm diğer eğitim
kurumlarında görev yapan personelin çağın getirdiği yeni yöntem ve teknikleri
kullanma becerilerinin kazanmalarının sağlanması önemli bir gerekliliktir. Oysa
özellikle imam hatip okulu türü okullarda görev yapan öğretmenlerin camide
vatandaşa vaaz verir gibi bir şekilde sadece anlatıma dayalı ders verme
yöntemini çok sık kullandığı bu tür okullarda eğitim gören öğrenciler ve ilgili
taraflar tarafından sık sık dile getirilmektedir. Sınıfta ders anlatan bir öğretmenin
masasına oturup önündeki kitaptan okuması veya öğrencilere sırayla okutması,
sözel anlatım ve soru cevap dışında hiçbir yönteme yer vermemesi, milyarlarca
lira masrafla sınıflara bağlanan etkileşimli tahtaların sadece öğrenciler
tarafından film izlemek, şarkı dinlemek, müzik parçalarını açıp topluca dans,
eğlence aracı olarak kullanılır hale gelmesi ülkemiz eğitim sisteminin geldiği
nokta açısından içler acısı bir durumdur. Bu tür uygulamalara izin vermemesi
gereken okul müdürlerinin koltuklarını koruma peşinde koşmaları, yaşananlara
sessiz kalmaları yanında üzerini örtmeleri sorunların daha da büyümesine neden
olmaktadır.
Dini
eğitim verileceği beklentisi ile çocuğunu devletin açtığı imam hatip okuluna
gönderen bir velinin bu beklentisi karşılanmadığı için çocuğunu Süleymancılar
denilen bir gruba ait yurda yerleştirmesi, bu tür yurtlarda nitelikli eğitim
verildiği inancı yine ülkemiz eğitim yönetimi açısından büyük bir handikaptır.
FETÖ diye anılan ve nasıl temizlenecek diye üst düzey yöneticiler başta olmak
üzere hemen herkesin çareler aradığı bir örgütsel yapıdan kaçarken şimdi bir
başka yeni örgütsel yapıya insanları mecbur hale getirmek ne kadar doğru
bilemiyorum. Süleymancılık diye nitelenen bir yapının varlığını televizyonlara
çıkan yetkililer başta olmak üzere hemen herkes kabul ederken bu tür grupların
gerçekten ne olduklarının ortaya çıkarılması, vatandaşın nezdinde amaçlarının
ne kadar dini değerlerle örtüştüğünün ortaya konulması önemli bir
gerekliliktir. Bu gün hemen her yerleşim yerinde benzer gruplar, yapılar
vardır. Bunların bir kısmı gerçekten iyi niyetle kurulmuş olabilir. Tüm bu
grupların ne amaçla bir araya gelmiş insanlardan oluştuğunun iyi bir şekilde
analiz edilmesi zorunluluktur. Bunu yapacak olanlar ise her düzeydeki devlet
yöneticileridir. Başta kaymakam, vali gibi mülki idare amirleri olmak üzere
emniyet ve istihbarat birimleri ve toplumun önde gelen kanaat önderleri ve din
adamları sıradan vatandaşı bu konularda bilgilendirmesi gerekir. Bu yapılmazsa yeni FETÖ’lerin ortaya çıkması uzak bir
ihtimal gibi görünmemektedir.
Eğitimin
yönetiminden sorumlu olanların eğitim kurumları başta olmak üzere ne türde
olursa olsun dini veya diğer tür eğitim faaliyeti adı altındaki tüm
faaliyetlere büyük bir dikkatle yaklaşmaları gerekmektedir. Oysa eğitim
sistemimiz şu an itibariyle denetim sistemini saf dışı bırakmakla adeta
sistemin sinir uçlarını köreltmiş duruma gelmiştir. Ne yazık ki bu duruma hiç
kimse ses çıkarmamakta veya çare aramamaktadır. Ülkemizin eğitim sisteminin
geleceği bu yönüyle bakıldığında hiç de iç açıcı görünmemektedir.
Eğitim
sistemine dair kişilere bağlı günü birlik anlayışla hareket edilmekte, yönetme
makamına gelen kişinin kişisel anlayışına göre sistemde düzenlemeler
yapılmakta, sık sık değişen yetkililerden dolayı sistemde de sık sık değişmeler
yaşanmaktadır. Bilimsel bir çerçeveye dayanan bir sistem kurulamamıştır. Üçer
yıl arayla yapılan milli eğitim şuralarında alınan kararlara ve tavsiyelere
rağmen bunların tam tersi uygulamalar yapılır hale gelinmiştir. Eğitim sisteminde
hemen her alanda uzman yetişmiş personel istihdamı önemli bir gereklilik olarak
dile getirildiği halde şu an itibariyle eğitim sistemi herkesin her işi yapar
hale geldiği bir sisteme dönüşmüştür. Uzun sayılabilecek bir süredir var olan
siyasi istikrara rağmen eğitim sisteminde sorunların artarak devam ediyor
olması ülkemizin geleceği açısından büyük bir kayıptır.
Ali
Hikmet Demir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder