Eğitim kavramının kapsamında bir çok farklı alanlar,
faaliyetler bulunmaktadır. Eğitim genel olarak bireylere şekil verme, beceri
kazandırma, bilgi sahibi olmasına yardım etme gibi faaliyetleri betimleyen bir
kavramdır. Eğitimi sistemli bir şekilde eğitim kurumlarında resmi bir yapı
tarafından yürütülen faaliyetler olarak tanımlarken bireyin kendi kendini
geliştirmesine yönelik faaliyetler olarak da anlamak gerekir. Eğitimin asıl
anlamı kendi kendine yapılan bir faaliyet olması halinde ortaya çıkabilir. Eğitim
kavramı ile ilgili sayısız kavramlardan söz edilebilir. Öğretim kavramı da bir
yönüyle eğitimin içinde yer alan kavramlardan birisidir. Hatta resmi yapının
ürettiği eğitim faaliyetleri büyük oranda öğretim düzeyinde kalmaktadır. Okul
ve benzeri kurumlarda büyük oranda öğretim faaliyeti yapılmaktadır denilse
yanlış olmaz.
Eğitimin içinde sayısız kavramlardan birisi de özel
eğitim kavramıdır. Özel eğitim çoğu zaman özel öğretimle karıştırılırsa da özel
eğitimle özel öğretim tamamen farklı kavramlardır. Bu kavram kargaşasının
içinden çıkabilmek, eğitim konusunda sadece genel bir anlayış kazandırmayı
sağlayan, genel bakış açısı veren, genel düzeyde alınacak eğitim formasyonu ile
mümkün değildir. Bu gün öğretmen yetiştiren eğitim kurumlarının çoğunda özel
eğitim konusunda özel bir ders veya program uygulanmamaktadır. Bunun sonucunda
öğretmenlik eğitimi alarak sisteme öğretmen olarak girenlerin çoğu bu alandan
haberdar değildir. Bu konuda öğretmen yetiştirme sisteminin ciddi bir şekilde
gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Eğitim sistemimiz içinde özel eğitim konusunda büyük
eksiklik ve sorunların varlığından söz etmek mümkündür. Özel eğitim kavramı
adeta başına gelmeyenin bilmediği bakir bir alan olarak eğitim sistemimizde
varlığını sürdürmektedir. Milli Eğitim Bakanlığının hemen her alanda olduğu
gibi özel eğitim alanındaki mevcut verilere ilişkin elinde kapsamlı bir veri
kaynağı mevcut değildir. Özel eğitim konusunda hangi alanda ne durumdayız
sorusunun cevabını kolayca vermeye yarayacak bir verinin olmaması bu konuda
sağlıklı bir değerlendirme yapılmasını engellemektedir. Eğitime dair veri
denilince sistemde daha çok kurum sayıları, derslik sayıları, personel sayısı,
kapsamda yer alan çağ nüfusu gibi bir takım genel verilerden söz edildiği
görülür. Bu durum özel eğitim için de aynı şekildedir. Bu tür veri daha çok
istatistik düzeyinde kalmaktadır. Sayısal bir anlamı olmaktan öte fazla bir
anlamı olmayan bu tür verilerden hareketle eğitim sistemi, özel eğitim
uygulamaları konusunda sağlıklı bir şey söyleyebilmek zor görünmektedir.
Özel eğitim kavramı her yaştaki bireye yönelik
olarak yapılabilecek bir faaliyettir. Özel eğitime tabi tutulacak bireylere ne
deneceğine dair net bir fikir birliği dahi oluşabilmiş değildir. Özürlü,
engelli, sakat, özel eğitime muhtaç gibi bir çok kavram kullanılmaktadır. Özel
eğitime tabi tutulacak bireylerin hangi kategoride nüfusun ne kadarını
oluşturduğuna dair bir anda söylenebilecek bir bilgi bulunmamaktadır. Bunu
sıradan bir insanın bilmemesi belki normal karşılanabilir. Görevi eğitim olan
bir bakanlığın bu konuda bilgi sahibi olmaması kabul edilebilecek bir durum
olmasa gerektir. Özel eğitimi zihinsel ve bedensel olarak iki ana gruba ayırmak
çok kaba bir sınıflandırma olmakla birlikte eğitim ortamlarının ve kurumlarının
yapılandırılması aşamasında veya kavramın tanınması aşamasında başlangıçta
kullanılabilir. Zihinsel alan kendi içinde bir çok alt dallara ayrılırken
bedensel alan da yine aynı şekilde bir çok alt dallara ayrılmaktadır. Bazı
bireylerde bu iki alanın aynı anda hatta çoklu şekilde bulunması ile
karşılaşmak mümkündür.
Bireyin özel eğitime ihtiyacının bulunup
bulunmadığını belirlemeye yönelik sistemin dahi eğitim sistemimizde yeterince
geliştiğini söylemek zor görünmektedir. Öyle bir sistem düşünün ki bu sistemin
ana yapıları dahi henüz gerektiği gibi kurulabilmiş değil. Böylesi bir
yapılanmada sistemden söz edebilmek için çok iddialı olmak gerekiyor.
Özel eğitim kapsamında ülkemizdeki uygulamaların
geçmişi çok eskiye dayanmamaktadır. 1990’lı yılların sonunda çıkarılan yasal
mevzuat sonrası çalışmalar hız kazanmışsa da ülke çapında kapsamlı, etkin bir
özel eğitim faaliyetinden söz edebilmek zor görünmektedir. Ülkemizde özel
eğitim kapsamında daha çok özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri şeklinde
yapılanan ve özel girişimciler tarafından yürütülen faaliyetlerin yaygın olduğu
söylenebilir. Yapılan yasal düzenlemeler sonrası özel eğitime ihtiyaç duyan
bireylere yönelik özel eğitim destek programlarının maddi yönden devletin
destek vermeye başlaması ile birlikte özel girişimciler bu alana bir gelir
kapısı olarak keşfetti. Bu keşifle birlikte sayısız merkezler açılmaya başladı.
Gelir kapısı olarak nitelemek elbette haksız bir niteleme olarak görülebilir
ancak özellikle sistemin ilk çıktığı dönemlerde bu konularda büyük yolsuzluklar
yapan kurumların sayısı hiç de az değil. Bu konuda da elimizde sağlıklı bir
verinin olmaması değerlendirme yapmada sınırlı bir çerçevede kalınmasını
zorunlu kılmaktadır.
Bu konuda özel eğitim ve rehabilitasyon
merkezlerinin gelişim ve işleyiş sürecine ilişkin araştırmalar yapılması
gerekmektedir. Özellikle sistemin içinde yer alan kuruluşlar düzeyinde
yapılacak tarafsız araştırmalar yaşanan sorunları betimlemede yardımcı
olacaktır. Bu nedenle sistemin içinde yer alan tüm kurumları ve şahısları gelir
kapısı peşinde koşan insanlar olarak nitelendirmeksizin sistemin işleyişinde
özellikle başlangıç aşamasında önemli boşlukların, eksikliklerin, sorunların
olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Zamanla sistemdeki boşluklar, eksiklik ve
sorunlar azaldı denebilir. Ancak hala bu alanda önemli sorunların yaşanmaya
devam ettiğini söylemek yanlış olmaz.
Özel eğitimi sadece özel girişimcilerin eline
bırakılmış gibi bir görüntü verilmesi büyük bir sorun olarak karşımızda
durmaktadır. Bu konuda yerleşim yerleri bazında hangi yerde kaç tane resmi özel
eğitim kurumu kaç tane özel girişimciye ait özel eğitim kurumu var sorusunun
cevabına bakmak gerekiyor.
Bu yazı kapsamında daha çok genel düzeyde özel
eğitim sisteminin yapılanması, işleyişi ve genel sorunları üzerinde durulmaya
çalışılmıştır. Bu genel sorun alanlarının her birinin üzerinde önemle durulması
ve ayrıntılı değerlendirmeler yapılması gerekmektedir.
Özel eğitim sistemi bakanlık düzeyinde ana hizmet
birimi konumunda bir birim tarafından yönetiliyor. Bu yönüyle bir özel eğitim
sistemi yönetiminden söz edilebilir. Bakanlık düzeyinde Özel Eğitim Hizmetleri
Genel Müdürlüğü ismini alan bu merkez ana hizmet biriminin mevzuat çerçevesinde
görevleri, görevlileri, sorumlulukları, amaç ve hedefleri, yapılanması, çalışma
alanı, alana ilişkin düzenlemeleri var. Bu yönüyle bakanlık merkez teşkilatı
düzeyinde bir özel eğitim sisteminden söz edebilmek mümkün. Bakanlıktan taşraya
doğru gidildikçe özel eğitimin yavaş yavaş belirsizleştiği, özel eğitim
işlevinin gittikçe görünmez hale geldiğini söylemek mümkün.
Eğitim sisteminin taşra birimlerini oluşturan il ve
ilçe milli eğitim müdürlükleri bünyesinde de yine özel eğitim hizmetlerini
yürüten görevliler ve birimler var. Bu yönüyle de özel eğitim il ve ilçe
düzeyinde vardır denebilir. Fakat il ve ilçe düzeyindeki özel eğitim
faaliyetleri daha çok özel eğitim mevzuatının gerektirdiği yazışma, kurul ve
komisyon çalışmaları, kararlar alınması, mevcut kurumların işleyiş düzenine
ilişkin rutin işlerin yapılmasından daha ileri düzeylerde olmadığını söylemek
yanlış olmaz. Özel eğitim faaliyetlerine ilişkin işleyişi yürütmekle sorumlu
olan üst düzey yetkililer kendilerine bağlı özel eğitim şubesini yönetme işi
yanında başka işlere de bakmakla sorumlulular. Bir yönüyle bir koltukta birkaç karpuz
taşıma görevini üstlenen bu yetkililer hangi birimde ne iş yapılıyor sorusunu
rutin işler düzeyinden daha ileri düzeyde takip edebilmeleri, yürütebilmeleri
mümkün de değildir. Bir bireyin denetim alanının bir sınırı vardır. Bu sınırın
üzerine çıktığı andan itibaren denetim alanında kontrolün varlığından söz
edebilmek mümkün değildir. Kontrolün olmadığı bir alanın yönetildiğini iddia
etmek ise imkansızdır. İl ve ilçe milli eğitim müdürlüğü düzeyindeki özel
eğitim faaliyetleri daha çok birimin şefi ve memurlarının hazırladığı yazı ve
raporların ilgili birim amiri tarafından imzalanıp onay verilmesinden öteye
geçememektedir.
Birimlerin başında bulunan ve o birimin işlerini
genel amaçlar ve ilkeler bazında yönetecek olan kişilerin bu alandaki
yeterlilik düzeyleri de ayrı bir sorun alanıdır. İl ve ilçe milli eğitim
müdürlükleri eğitim sistemi içinde en can alıcı basamaklardır. Bu yönüyle bu
basamaklarda yer alan insan kaynağının alana hakimiyeti büyük önem
taşımaktadır. Oysa taşra teşkilatı yönetim makamlarına yönetici atamayı
sağlayan sisteme bakıldığında önemli boşlukların bulunduğu görülmektedir. Taşra
teşkilatı yönetim makamlarına atanma şartlarına ilişkin kriter denebilecek bir
veri yoktur.
Özel eğitim oldukça teknik bir konudur. Bu teknik
konuda bilgi sahibi olabilmek için önemli bir yetişme evresi geçirilmesi
gerekmektedir. Özel eğitim alanının kavramları, özel eğitimin ilke ve amaçları
genel anlamda eğitimin ilke, amaç ve hedeflerinden büyük farklılıklar
göstermektedir. Özel eğitim uygulamalarına ilişkin yöntem ve teknikler alanın
özelliğine göre önemli farklılıklar göstermektedir. Özel eğitimin bu teknik ve
karmaşık yapısının anlaşılabilmesi kısa bir sürede mümkün değildir. Böylesi
karmaşık bir yapıyı işletecek kişinin en azından bu alanda özel ve formal bir
eğitim almasına ihtiyaç vardır. Buna karşın özel eğitim faaliyetlerini il ve
ilçe düzeyinde yönetmesi gereken kişilerin seçiminde özel eğitim alanına özgü
özel bir eğitim ve yetişme kriteri bulunmamaktadır. Özel eğitim konusunda
bilgi, beceri ve eğitimi olmayan kişilerin bu alana ne derece yönetebileceğini
ilgililerin anlayışına bırakıyorum.
Özel eğitim alanında yönetim makamında bulunan
kişilerin bilgi düzeyine ilişkin bir kriter bulunmadığı gibi il ve ilçe
düzeyindeki uygulamalara bakıldığında birimlerin işlerine ilişkin yönetim
sorumluluğunun belli aralıklarla dönerli olarak ve sırayla değiştirilerek
yürütüldüğü görülmektedir. Bunun anlamı birim yöneticileri bir veya daha fazla
aralıklarla sırayla her birimin yönetim sorumluluğunu geçici süreyle almakta ve
süresini dolduran diğer arkadaşına devretmektedir. Nöbet usulü özel eğitim
faaliyetlerinin yönetimi sistem içinde işlerin rutin düzeyden daha ilerilere
gidememesine yol açmaktadır. Öyle ki zaman zaman birimin şefi durumundaki
kişiler birimin yöneticisinden daha fazla bilgiye sahip olabilmektedir. Bu
yönetim uygulaması ile özel eğitimin bir yerlere gelmesini beklememek
gerekiyor.
Özel eğitim faaliyetlerinin yürütülmesi sürecinde
önemli bir yere sahip olan kurumsal yapıların başında Rehberlik Araştırma
Merkezleri gelmektedir. Rehberlik Araştırma Merkezleri özel eğitim faaliyetinde
sistem içinde adeta tek yetkin birim konumundadır denebilir. Öyle ki özel
eğitim faaliyetlerini yönetme sorumluluğunu üzerine alan birim yöneticilerinin
en yakın çalıştıkları kurumların başında Rehberlik Araştırma Merkezi gelir.
Rehberlik Araştırma Merkezleri bir yönüyle o yerleşim yerindeki özel eğitim
faaliyetlerini perde arkasından yöneten birim ve kurumlardır dense yanlış
olmaz. Sistem açısından yanlış bir işleyiş olan bu durum özel eğitim
faaliyetlerinin sorunlu alanlarından bir başka boyutu oluşturmaktadır. Bu
çarpık işleyişe rağmen Rehberlik Araştırma Merkezleri düzeyinde de önemli
sorunlar yaşanmaktadır. Rehberlik Araştırma Merkezlerinin mevzuat, fiziki alan,
personel, işleyiş, iş yükü, araç gereç başta olmak üzere önemli sorunlarla
boğuştuğunu görmek gerekiyor. Rehberlik Araştırma Merkezleri sorumluluk
alanlarına ulaşabilmek bir tarafa kendisine gelenlerle ancak
ilgilenebilmektedir. Rehberlik Araştırma Merkezi açılış şartlarına ilişkin
yapılan mevzuat düzenlemeleri gerçeklikten uzak bir anlayışla masa başında
düzenlendiği için kağıt üzerinde özel eğitim sisteminin önemli bir kurumu,
parçası olmakla birlikte sisteme gereken katkıyı yapabilmekten çok uzaktır.
Özel eğitim sisteminin kurumsal boyutunda can alıcı bir konumda yer alan
Rehberlik Araştırma Merkezlerinin kendisinden beklenen görevleri ve işlevleri
yerine getirebilmesi için önemli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
Özel eğitim faaliyetinin bireye dokunduğu yerler
olan yani gerçek anlamda eğitim faaliyetinin yürütüldüğü yerler olan okul ve
kurumlara bakıldığında bu alanın da sorunlar yumağı halinde olduğu
görülmektedir. Okul ve kurumlarda özel eğitim faaliyetlerinin yapıldığı veya
yapılmaya çalışıldığı yerler fiziki anlamda sorunludur. Görev alan personel bu
alanda gerekli eğitim alt yapısını yeterince almış kişiler değildir. Çoğu kurs
faaliyetleri ile aldığı belgelere dayanarak bu alanda görev almış durumdadır.
Okul ve kurumlar bazında görev yapan özel eğitim personeli denilince çoğu
kişinin aklına rehber öğretmenler gelmektedir. Oysa rehber öğretmenlik özel
eğitimle doğrudan ilgili bir alan değildir. Buna rağmen özel eğitim
faaliyetleri rehber öğretmenlerin ve kurstan yetişen öğretmenlerin eline kalmış
durumdadır. Okulların yöneticileri veya diğer alan öğretmelerinin özel eğitim
konusunda yeterli bilgi, beceri ve anlayışa sahip olduğu söylemek nerede ise
imkansızdır. Veli boyutu, öğrenci boyutu, program boyutu, eğitim
faaliyetlerinin uygulanmasına yönelik boyutlar çok daha ayrıntılı ve kapsamlı
ele alınması gerekmektedir.
Bu yazı çerçevesinde ele almaya çalışılan özel
eğitim ne yazık ki eğitim sistemimizde sorunlar yumağı halinde varlığını
sürdürmektedir. Bu alanda en başta bakanlığın üzerine önemli görevler düşmektedir.
Özel eğitim kavramına alanın özellikleri, amaç ve hedefleri, ilkeleri başta
olmak üzere özel bir ilgi ile yaklaşmak, kurumsal işleyişi yürüten yapıyı
sağlıklı bir temele oturtmak, işleyişi yürütenlere yol gösterici bir çerçeve
hazırlamak, işleyiş sürecini yakından izlemek, yaşanan sorunlara çözüm odaklı
ve alanı tanıyarak, alanın özelliklerine uygun düzenlemeler yapmak en başta ve
ilk akla gelenler olarak sayılabilir.
Ali Hikmet Demir