8 Haziran 2014 Pazar

Eğitim Yatırımları, FATİH Projesi ve Öncelikler

Okulların fiziki olarak bina edilmesi eğitim öğretim sürecinin başlangıcıdır. Eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütüleceği ortamların oluşturulması, bu sürecin önemli bir aşaması olmakla birlikte istenen hedeflere ulaşmak, büyük oranda sonraki adımların atılmasına  bağlıdır. Eğitim öğretim faaliyetlerinin yaygınlaştırılması toplumun geleceği durumundaki yetişmekte olan kuşakların istenen niteliklere sahip olmasına da katkı sağlayacaktır. Eğitim öğretimin yaygınlaştırılmasına yönelik çabalar ülkemizde çok eskilere dayanmaktadır. Cumhuriyet öncesi dönemde başlayan yaygınlaştırma çabaları Cumhuriyet sonrası dönemde de aynı hızla devam etti. Farklı modeller uygulanarak yaygınlaştırılmaya çalışılan eğitim öğretim faaliyetleri konusunda içinde bulunduğumuz dönemde de benzer şekilde çabalar gösterilmeye devam ediliyor. Her dönemin özelliklerine göre farklı yönlendirici unsurlar bu çabaları şekillendiriyor. Bugün yaşanan yoğun teknolojik gelişmelerin bir göstergesi olarak okullara teknolojik araçlar yoğun bir şekilde sokulmaya çalışılıyor. FATİH Projesi (Fırsatları Araştırma, Teknolojiyi İyileştirme Hareketi) bu çabaların bu günkü adıdır denebilir.

Eğitim öğretim sürecine teknoloji girişi yeni bir olgu değildir. Geçmişte de çok farklı teknolojik araç gereçler okullara sokulmuştu. Doksanlı yılların başından itibaren bilgisayar kullanımı konusunda yoğun hizmet içi eğitim programları uygulanıyordu. Bu programlara öğretmenler başta olmak üzere diğer eğitim çalışanları katılmaktaydı. Ancak o dönemin teknolojik imkânları görsellikten oldukça uzaktı. Geçmişin teknolojik imkânları daha çok yazılı materyallerin çoğaltılması, kolaylıkla sunumu, hazırlama kolaylığı, bilginin depolanması, istendiğinde ulaşılması gibi dar çerçevede idi. İçinde bulunduğumuz çağın teknoloji imkânları ile kıyaslanınca geçmiş çok basit uygulamalar içeriyordu.

Teknolojideki yoğun gelişmelerin bir sonucu olarak Windows uygulamaları ve kişisel bilgisayarın yaygınlaşması ile birlikte okullar Bilişim Teknoloji Sınıfları(BTS) ile tanıştı. Hemen her okul bu tür sınıflara sahip olmayı ayrıcalıklı bir eğitim vermenin göstergesi olarak sunmaya başladı. Bu arada tarayıcılar, yazıcılar, projeksiyonlar, tepegözler, ses sistemleri, televizyonlar okullarda, eğitim öğretim faaliyetlerinin yapıldığı ortamlarda daha sık görülmeye başladı. Ancak teknolojideki hızlı gelişme okullardaki alt yapıyı kısa sürede uyumsuz, eski ve kullanılmaz duruma getirdi. Bilgisayar teknolojilerindeki gelişme on yıldan daha az bir süreye sığar hale gelince artık okullardaki sistemlerin sürekli yeni gelişmelere uyabilme yeteneği de düştü. Zira teknolojik gelişmeler hızlı değişmeyle birlikte uyum sorunları yaşarken yeni sistemlerin kurulması da oldukça büyük maliyetleri gerektirir hale gelmiş durumdadır. Teknolojik gelişme anlayışının temelinde var olan ticari kaygılar bu sorunun daha da büyümesine yol açmıştır. İnternetin gelişmesi ile birlikte bilgi paylaşımı hızla kolaylaşmış olmasına rağmen virüs-antivirüs uygulamaları, bilgi ve sistem güvenliği, eğitim öğretim dışı alanların(oyun, film, şarkı, sosyal paylaşım ağları vb.)yaygınlaşması gibi yeni sorunlu alanların güçlenmesine de neden olmuştur.

Bugün okulların çoğunda modası geçmiş bilgisayarlar, televizyonlar, projeksiyonlar, tepegözler, yazıcı ve tarayıcı gibi teknolojik araçlarla, nereye konulacağı bilinmez adeta çöplüğe atılacak teknolojik malzemelerin depolandığı yerlerle karşılaşmak sıradan bir durum haline gelmiştir. Gelen her yeni teknolojik araç öncekilerin tamamen kullanılmaz hale gelmesine neden olmaktadır.

FATİH Projesi ile ilgili uygulamaların gidişatına bakınca hemen tüm sınıfların etkileşimli tahtalar ve öğrenci tabletleri ile donatılacağı, elektrik-elektronik alt yapı, internet alt yapısı gibi temel yatırım çalışmalarının yapılacağı, ülke bütçesinin yüzde birine denk gelecek bir yatırım hedeflendiği yetkililerin açıklamalarından anlaşılıyor. Bu durum eğitim öğretim faaliyetlerinin geleceği açısından çok yararlı bir çaba gibi görülebilir. Gerçekten de teknolojik araçların sunduğu imkânlara bakılınca bu yararın olmaması için hiçbir sebep yok gibi görünebilir. Ancak geçmiş uygulamalar yanında okul ve sınıflardaki eğitim öğretim faaliyetlerinin gidişatına, sınıflarda yapılan etkinliklere yakından bakınca çok da fazla bir iyimserliğe girilmemesi gerektiği düşüncesi güçleniyor.

Eğitim öğretim faaliyetlerinde fiziki alt yapıyı hazırladıktan sonra eğitim ortamlarının en son teknolojik araçlarla desteklenmesi eğitimin niteliğini geliştirmede yeterli şart değildir. Eğitim öğretim faaliyeti insan etkileşiminin yoğun olduğu bir faaliyettir. Eğitim öğretim sürecinde zihinsel, duygusal, sosyal etkileşimler oldukça güçlüdür. Teknolojik araçlar bu süreçte destekleyici bir unsurdur ve çok iyi organize edilmeleri, öğretmen-öğrenci etkileşimine çok iyi monte edilmeleri gerekir. Sınıf içi etkileşim sürecinde iyi bir hazırlık, planlama, organize yapılamadığı, iyi ve güçlü bir alt yapıya dayanmadığı takdirde çalışmalara yarar yerine zarar verir hale gelebilir.

FATİH Projesi çerçevesinde yapılan yatırımlardan istenen yararın ortaya çıkabilmesi öncelikle öğretmen unsurunun çok iyi hazırlanmasına bağlıdır. Öğretmenin sınıf içi faaliyetlerde etkin bir planlamacı, organizatör, alanına ve teknolojiye hakim bir konumda olması gerekir. Bu gereklilik yönüyle eğitim öğretim sürecindeki mevcut öğretmen profiline bakıldığında pedagojik formasyon yönüyle önemli eksikliklerin olduğu, öğretmenlerin adeta öğretmenliği okulda, sınıfta yıllar boyu deneme yanılma yoluyla öğrendikleri söylenebilir. FATİH Projesi kapsamında önemli yatırımlara imza atmaya çalışan bakanlık Öğretmen Yetiştirme Stratejileri geliştirilmesine yönelik çalışmaların temellerini atmaya çalışmaktadır. Bu durum öğretmen yetiştirme sürecinde önemli sorunların olduğunu göstermektedir. Öğretmen nitelikleri konusunda net bir çerçevenin oluşturulamamış olması yanında istenen düzeyde çalışmayan, verimli olmayan öğretmenlerin yetiştirileceğine dair tartışmalar, açıklamalar hemen her gün gündeme gelmektedir. Bu durum mevcut öğretmenlerin yeterlikleri konusunda da önemli şüphelerin, tartışmaların varlığını göstermektedir. Sınav sisteminin bir getirisi olarak ortaya çıkan dershane sorununa yönelik tartışmalara bakıldığında bu tartışmaları okulların kendilerinden beklenen görevi yerine getiremediğinin göstergesi olarak değerlendirilebilir. Okullar arası nitelik farklılıklarına ilişkin tartışmalar da yine eğitim sistemi içinde kabul edilmiş bir standardın olmadığının göstergesidir. Bu durumda öğretmen yetiştirme süreci sorunlu olan, nitelikli öğretmen konusunda hala bir gelenek oluşturamamış, mevcut öğretmen kadrosunun verimliliği konusunda şüpheler taşıyan, istendik düzeyde işleyemeyen okulların bulunduğu bir sistemde FATİH Projesine yönelik yapılan yatırımlar konusunda daha dikkatli davranılmasını gerektirmektedir.

Bu kadar büyük yatırımlar yapmadan önce sistemin sağlıklı bir temele oturtulması, fiziksel alt yapının iyileştirilmesi, özellikle personel niteliklerinin standartlaştırılması, etkin bir yönetim ve denetim sisteminin kurulması, sınıf içi eğitim öğretim faaliyetlerinin etkin bir şekilde yönetilir hale getirilmesi, sistem içinde görev yapan personelin çalışmalarının sistemli bir şekilde yönlendirilebilmesi, öğrenci niteliklerine yönelik sağlıklı bir veri kaynağına sahip olunması, okulların gerçek anlamda yönetilebilir hale getirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde okullardaki atıl, eski ve kullanılmayan teknolojik araçların arasına yenilerini ilave etmekten fazla bir şey yapılmayacaktır.

Soru, Görüş ve Eleştirileriniz için…..
Ali Hikmet DEMİR

                                                                                          alihikmetdemir@gmail.com

Eğitim Sisteminde Atılması Gereken Adımlara Dair….

Eğitim sistemi son yıllarda sürekli bir değişim içinde. Ancak bu değişimi anlamak, yönünü, gidişatını öngörebilmek çok da mümkün görünmüyor. Milli eğitim bakanı eğitimde sürekli değişikliklerin devam edeceğini dile getiren açıklamalarla medyada yer alıyor. Sürekli değişim, sistem konusunda bakanlığın üst yönetiminde hala net bir bakış açısının olmadığını, tersine kararsızlığın hakim olduğunu gösteriyor. Geçmişte sürekli değişen siyasi iktidarlar nedeniyle genel yönetim sisteminde olduğu gibi eğitim sisteminde de istikrarsızlığın gerekçesinden söz edilirdi. İçinden geçtiğimiz süreçte bu teze aykırı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Mevcut siyasi iktidar on yılı aşan süredir iktidarda bulunuyor. Bir yönüyle güçlü bir siyasi istikrarın olduğu görülüyor. Buna karşın eğitim sisteminin üst yönetimi durumundaki bakanlığın başında bakanlık makamındaki kişilerde siyasi iktidara göre daha fazla değişiklik yaşandı. Siyasi iktidar on yılı aşan bir sürede istikrarlı bir şekilde devlet yönetimini elinde bulundurduğu halde eğitim politikaları konusunda beklenen istikrarın sağlanamadığı gözleniyor. Aynı iktidarın bakanları arasında eğitim politikalarının belirlenmesi, uygulanması yönüyle farklılıkların olduğu görülüyor. Siyasi iktidarın başa geçtiği ilk dönemlerde ilk milli eğitim bakanı Erkan MUMCU zamanında kısa süreli bir bakanlık döneminde eğitim politikalarının belirlenmesi adına fazla bir şey yapılamadı. Ardından gelen Hüseyin ÇELİK Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli bakanlık yapan ikinci kişisi rekorunu kırdı. Eğitim politikalarının sağlam bir temele oturtulması adına bu dönemde de fazla bir şey yapılamadı. Arkadan gelen Nimet BAŞ zamanındaki eğitim politikalarına yönelik yapılan çalışmalar yine kalıcı olmaktan uzaktı. Ömer DİNÇER Milli Eğitim Bakanı olarak oldukça hızlı ve biraz da sert başladı. Onun döneminde özellikle bakanlık merkez teşkilatı tam bir toz dumana karıştı denebilir. Son olarak Nabi AVCI’nın bakanlığa gelişi eğitim politikalarının yürütülmesi sürecinde yeni bir aşamayı başlatmakla birlikte geçmişten bu güne köklü manada bir politika belirleme çabasını görmek yine çok mümkün görünmüyor.

Geçmişten bu güne yapılan uygulamalara bakılınca eğitim sisteminin yönetimi anlamında özellikle Ömer DİNÇER ve Nabi AVCI dönemlerinde yoğun bir personel değişiminin yaşandığı görülüyor. Merkez teşkilatı ve taşra teşkilatında özellikle yönetici değişiklikleri geçmiş dönemlere göre son iki bakan döneminde oldukça fazla. Atanan yöneticiler uzman veya müşavir kadrolarına aktarılıp yerlerine yenileri atanıyor. Bakanlık bünyesindeki uzman ve müşavir kadrolarının sayısal durumunu herkes merak ediyordur sanırım. Siyasi istikrarın on yılı aşan süredir var olduğu ülkemizde eğitim politikaları itibariyle aynı istikrarın görülememesi eğitim konusunda zihinlerin hala açık olmadığının bir göstergesi olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Her gelen milli eğitim bakanının uygulamalarına bakıldığında aynı yönde planlı, programlı ve sistemli çalışmaların hayata geçirilmesi yerine aynı konuda farklı uygulamaların varlığını görmek bu istikrarsızlığın bir başka göstergesidir. SBS ile ilgili sistem, yönetici atama sistemi, öğretmenlere yönelik uygulanan yer değiştirme sistemi, öğretmenlere yönelik uygulanan alan değiştirme uygulamaları, yöneticilik makamlarına getirilen kişilerin kısa bir süre sonra değiştirilmesi, üniversiteye giriş konusunda hala ne yapılacağının bilinememesi gibi uygulamalar bu alandaki en göze çarpan örneklerden sadece bir kaçı.

Stratejik yönetim uygulamaları konusunda yapılan yasal düzenlemeler sonrası hayata geçmesi gereken uzun dönemli bakış açısı eğitim sistemi açısından ne yazık ki hala sözde kalmaya devam ediyor. 2010-2014 dönemi Stratejik Plan uygulamalarının sona erdiği ve 2015-2019 dönemi Stratejik Plan hazırlıklarının hızla sürdürüldüğü şu günlerde eğitimle ilgili uygulamalar konusunda nereye gidileceğinden kaç kişinin haberi var sorusu gerçekten üzerinde durulması gereken sorulardan sadece biri. Bu yönüyle bakıldığında eğitim sistemimiz içinde sözde kalan birçok uygulama gibi Stratejik Plan uygulamaları da yasalarda yazılı olan ancak hayata geçemeyen uygulamalardan birisi olarak ortada duruyor. Yapılan yasal düzenlemeler nasıl uygulanacak, yapılan düzenlemelerin gereği alt düzenlemeler ne zaman hayata geçecek, hayata geçen uygulamalar ne kadar kalıcı olacak gibi birçok soru eğitim sisteminde hala belirsiz olarak ortada durmakta.

Eğitim sisteminin genel politikalarında görülen bu belirsizlik eğitim sisteminin içinde yer alanlarda uygulamalara karşı güvensizlik duygusunun gelişmesine neden oluyor. Belirsizlik ve güvensizlik sistemin istikrarsızlaşmasını daha da güçlendiriyor. Adeta kısır bir döngünün içinde yer alan eğitim sisteminde uygulamaların sağlıklı ve istendik düzeyde hayata geçememesinin de bir nedeni olarak ortaya çıkmakta. Belirsizlik ve güvensizlik istikrarsızlığı beslerken istikrarsızlık uygulamaların hayata geçmesini güçleştiriyor. Böylesi bir kısır döngüden eğitim sisteminin çıkabilmesi hiç de kolay görünmüyor. Sistemin kendi içinde yaşadığı bu çelişkiler sistemden hizmet alan topluma da önemli bir sorun alanı olarak yansıyor. Eğitimden yararlanan veya yararlanacak olan toplum kesimleri kendilerinin ve çocuklarının nasıl bir sisteme, uygulamaya tabi tutulacakları konusunda önlerini görememenin verdiği bir kararsızlık içinde bocalamaya devam ediyorlar.

Ülkemiz eğitim sisteminin tarihi süreç içindeki geçmişine bakınca bu istikrarsızlığın, kararsızlığın, belirsizliğin nedenlerini anlamak hem kolay hem de zor. Cumhuriyet tarihi boyunca toplumun içinden geçtiği süreçler toplumsal birliği güçlendirmekten çok zedeler biçimde işledi. Birlik duygusunun yerini güvensizlik alınca toplum içindeki farklı kesimler birbirlerini hep olumsuz bir bakış açısıyla ve kategorik bir anlayışla sürekli tetikte bir vaziyette adeta kolladı. Bu durum genel yönetim sorunları kadar eğitim sorunlarının da büyümesine, kökleşmesine neden oldu. Diğer yönden uzun yılların getirdiği tecrübe, yetişmiş insan gücünü, eğitimli personel sayısını her geçen gün arttırdı. Cumhuriyetin ilk yıllarında büyük ihtiyaç duyulan eğitim alanındaki uzman personel sıkıntısı bugün için geçerli değil. Farklı sistemlerin sürekli denendiği bir ortamda uygun bir sistemin bulunamamış olması, yetişmiş insan gücüne rağmen hala ne yapılacağının bilinememesi gerçekten çok zor anlaşılan bir durum.

Eğitim sistemimizi yönetenlerin üzerine bu yönüyle önemli sorumluluklar düşüyor. Eğitimi yönetirken sistemin içinde bulunanları yok saymak yerine sistemin içinde her aşamada bulunanların bilgi, tecrübe ve potansiyellerinden sonuna kadar yararlanmayı öncelikli bir hedef olarak ön plana çıkarmaları gerekiyor. Eğitim sistemimiz içinde şûralar bu yönüyle gerçekten çok güzel bir katılım platformu olarak uzun yıllardır varlığını devam ettiren araçlardan sadece birisi. Ancak şûralar ne yazık ki olması gerektiği gibi kullanılamıyor. Dönem dönem siyasi iktidarın kendi bakış açısına göre şekillendirip alacağı kararlara adeta toplumsal alt yapı, destek sağlama düşüncesiyle kullanılan şûralardan gerektiği gibi yararlanamıyoruz. Şûraları eğitim sisteminin yapılanmasını belirlemede, eğitim faaliyetlerinin değerlendirilmesinde, süreç içinde yaşanan sorunların çözümünde öneri geliştirecek hale dönüştürüp etkin bir şekilde kullanabilirsek eğitim sistemimizin istikrarını geliştirme adına önemli bir adım atılmış olacaktır.

Eğitim sistemi içinde katılımı ön plana alan bir yönetim anlayışı kurulamadan sisteme istikrarın gelmesini beklememek gerekiyor. Şûralar eğitime dair söz söyleme imkanı, bilgisi, yetkisi ve gücü olanların katılımını sağlayabilir ama yönetim anlayışının gelişmesinde şûralardan çok daha etkin bir sistemin kurulması gerekiyor. Yönetim makamlarını gerçek anlamda liyakati ön plana çıkaran bir seçme sisteminden geçerek gelen kişilerden oluşturmak bu sistemin kurulmasında ilk atılması gereken adımdır. Eğitim sisteminde yönetim makamlarına geliş sürecine bakıldığında merkez ve taşra teşkilatında tartışmasız bir seçme sisteminden söz edebilmek mümkün görünmemektedir. Kritik makamlar başta olmak üzere çoğu yönetim makamlarına geliş için herhangi bir sistemden dahi söz edilememektedir. Seçme sistemini özellikle liyakati, eğitimi, yeterliliği önceleyen bir anlayışla yeniden kurmak gerekmektedir. Mevcut sistemde kısmi sınav uygulamaları ile seçimler yapılmakla birlikte eğitim yönetimi konusunda sınavı kazanan kişinin yetiştirilmesi anlamında hiçbir süreçten söz edilememektedir. Sınavı kazanan kişi adeta her şeyi biliyor gözüyle yönetim makamına oturtulmakta ve kendisinden eğitimle ilgili her alanda stratejik kararlar, uygulamalar, değerlendirmeler yapması beklenmektedir. Oysa sınava hazırlık sistemi, süreci ile yönetim makamlarına oturup eğitim sisteminin gerektirdiği bilgi, beceri ve formasyon düzeyine sahip olarak yönetim süreçlerini işletmek, yönetim becerisini ortaya koymak çok başka şeylerdir. Yönetici atama sisteminin sadece seçme boyutu ile ilgilenip yetiştirme boyutunu ihmal etmek sistemdeki en kritik unsur olan yönetim aracını etkisizleştirmekte ve sonuçta sistemi istenmeyen ürünler verir hale getirmektedir.

Eğitim sisteminin yapılandırılması başta olmak üzere yönetim anlayışının da geliştirilmesi bir zorunluluk. Bunların yapılması sistemi en genel anlamıyla dizayn etmenin en temel aşamalarıdır. Bu aşamaları doğru ve sağlam yapmak sistemi istendik düzeye çıkarmakta yeterli olmamakla birlikte başlangıç olarak mutlaka ele alınması gereken aşamalardır. Sistemin kurulması, yönetim anlayışının geliştirilmesi eğitimin en temel unsuru olan okulların ve dolayısıyla eğitimin nitelikli hale getirilmesinde sadece bir başlangıç olacaktır. Okul sisteminin geliştirilmesi, personel politikaları, denetim sisteminin kurulması başlangıç adımlarının doğru atılmasına bağlı diğer adımlardır. Ama ilk adım atılmadan sonraki adımlara yönelik çalışmaların yapılması çok da anlamlı olmayacaktır.




Soru, Görüş ve Eleştirileriniz için…..
Ali Hikmet DEMİR



2023 Eğitim Vizyonunda Denetim/Teftiş ve Rehberlik Sistemi

2023 Eğitim vizyonu çerçevesinde eğitim sistemi yeniden yapılandırma çalışmaları devam ediyor. Yeni yönetim sisteminin ortaya konulması s...