11 Ağustos 2017 Cuma

Toplumun Geliştirilmesi Adına Yapılması Gerekenlere Dair….

     Günümüzde var olan toplumlar örgütlü toplumlar olarak anılırlar. Bu durum kalabalıklar içinde yalnızlaşan bireyler için de bir çıkış yolu gibi görülür. Siyasal partiler, dernekler, sendikal faaliyetler ve diğer sosyal gruplar genelde örgütlü toplumun göstergeleri olarak kabul edilir. Hangi tür grup olursa olsun o grubu sadece sınırlı bir çerçevede kalacak, kalması gereken oluşumlar olarak görmek, böyle bir beklenti içinde olmak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Sosyal bir varlık olan insanın hayatını etkileyen her türlü faaliyetin insanla birlikte oluşan yapılarda yer alması doğaldır.
     Siyasal faaliyetleri de bu çerçevede saymak gerekir. Örgütlü yapılar bir araya getirdiği insanların ekonomik, sosyal, siyasal her türlü anlayışlarının, tutumlarının, davranışlarının rengini yansıtabilir, yansıtmalıdır.
     Sonuçta bir araya gelen insanlar hayatın doğal akışı içinde hemen her konuda etkileşimde bulunabilir.
    Bu etkileşim grup içi bir etkileşimdir. Her tür örgütlü faaliyetin oluşturduğu grupların iç etkileşimleri benzer anlayış/tutuma sahip kişiler arasında yaşanır. 
     Her grup etkileşiminde grubu oluşturan bireylerin kişisel öncelikleri grubun yapısını etkiler. Bir araya gelerek gruplaşan insanlar kendi kişisel özelliklerine göre varlıklarını grup içinde ifade etmeye, sürdürmeye çalışır.
     Aslında oluşan grupları grup içindeki kişilerin bireysel özelliklerinden bağımsız olarak ele almak doğru olmaz. Bu durumda grupların analizleri bireysel insanların, kişiliklerin analizinden başlar demek yanlış olmayacaktır.
     Bireysel olarak insanı ele almak ise sosyal kurumlardan bambaşka bir durumla karşı karşıya gelmemize neden olur. Birey tek başına güçsüz, sınırlı ve pasiftir.
     Bireysel özellikler toplumdaki insan sayısı kadar çok ve çeşitli olmakla birlikte ortalama kişilik özelliklerinin genel karakteristiklerinden söz edilebilir.
     Bu genelleme istisnai özelliklerin göz ardı edilmesine neden olmakla birlikte genel çerçeveyi anlamayı da kolaylaştırabilir.
     Ortalama insanın genel karakteristik özellikleri bireyden bağımsız olarak var olur. Bireyden bağımsız olarak var olan genel karakteristik özellikler sosyal kurumların bir ürünü olarak var olurlar. Ortaya çıkarlar, oluşurlar.
     Bireyden bağımsız ama bireyi etkileyen en temel sosyal kurum ailedir. Aile ise toplumun çekirdeğini oluşturur. Bu çekirdeği içine alan en genel sosyal kurum ise devlettir.
     Bireyden aileye, aileden topluma ve toplumdan devlete kadar uzanan dizideki var olan etkileşim çok karmaşık bir sistemi oluşturur.
     Devletler siyasal yapılardır. Devletin karşısında bireyin bir güç dengesi oluşturabilmesi mümkün değildir.
     Birey, aile, toplum ve devlet tümüyle toplumsal kültürü oluşturur. Bu oluşum siyasal, sosyal, ekonomik, dini birçok alt kültürel öğenin bir araya gelmesinin sonucudur. Tüm alt kültürel öğeler birbiri ile etkileşim halindedir. Bu etkileşim kısa sürede olup bitmez. Sadece kendi içinde oluşan bir etkileşim de değildir. Tarihi bir süreçte iç ve dış birçok faktörün dahil olduğu etkileşimde ortaya çıkan, yaşanan olay ve olgular etkileşimin çerçevesini, yönünü belirler, etkiler.
     Devlet siyasal bir yapı olmakla birlikte soyut bir varlıktır. Yönetim kavramı ile somutlaşır. Dolayısıyla devlete dair bir şeyler söylemek yönetime dair bir şeyler söylemek demektir.
     Ülkemizde yönetim yapısı tarihi geçmişi içinde köklü bir yapıdadır diyenler olduğu gibi daha henüz yeni, genç bir yapı olarak da görenler, ele alanlar vardır. Yüzyıllar boyu gelen yönetim kültüründen söz edilir. Yüz yıllık süreçler devletler ve toplumlar açısından kısa gibi görülürse elbette ülkemizin yönetim yapısı yeni olarak değerlendirilebilir. Öte yandan toplumumuz açısından yaklaşık iki üç bin yıllık bir geçmişten söz edenler dikkate alındığında geçmişe dayanan bir yönetim kültüründen söz edilebilir. Buna rağmen tek tip, geleneksel bir yönetim kültürüne dayalı bir yapının var olduğu söylenemez.
     Bu konuda söz söyleyenler genelde Türklerin binlerce yılı aşan bir yönetim kültürünün varlığından söz etmekle birlikte sürece yakından bakıldığında yönetim kültürüne dair değişmeyen bir genel çerçeveden ziyade siyasal, sosyal, kültürel, coğrafi etkileşimlerin sonucu sürekli bir değişimin var olduğu görülür.
     Orta Asya kültürü çok belirsizdir. İslamiyet öncesi ve İslamiyet sonrası var olan kültür sürekli hareketlilikle birlikte istikrarlı bir yapıyı oluşturamamıştır.
     İslamiyet sonrası Selçuklu ve Osmanlı tecrübeleri salt kendi iç dinamiklerimizle ortaya çıkmış değildir. Gelinen son noktada Cumhuriyet tecrübesi de kendi iç dinamiklerimizin oluşturduğu bir yapı değildir. Sürekli hareket halinde ve her aşamada farklı siyasal, sosyal ve kültürel çevrelerle etkileşimde bulunarak bugüne gelen toplumumuz herkesten bir şekilde bir şeyler almış ve herkese bir şeyler vermiş olarak günümüzdeki durumuna ulaşmıştır. Bu sürece genel olarak bakıldığında istikrarlı bir yapıdan çok sürekli değişen bir yapının varlığı ile karşı karşıya kalındığı görülecektir.
     Binlerce yıldır yaşananlar kültürel genlerimizi sürekli değiştirmiştir. Bu sürekli değişim istikrarlı bir yapı kurmayı da engellemiştir. Sürekli değişim tıpkı bireysel çeşitlilikteki gibi toplumsal, kültürel çeşitliliği, toplumsal, kültürel özelliklerde de çeşitliliği getirmiştir.
     Ortalama insanın genel niteliklerini ele alır gibi toplumsal/kültürel özelliklere dair de ortalama bir belirleme yapılabilir.
     Toplumsal ve kültürel özelliklerimize dair ortalama tespitler yapılacak olursa; yaşadığımız toplumda otoriteye bağlılık önemli bir özelliktir. Kişisel inisiyatif kullanma çok fazla hoş görülmez, kabul görmez. Grup içi dayanışma oldukça önemlidir. Çatışmaların çözümünde içgüdüsel davranışlar ön plandadır. Zihinsel faaliyetler fazla yer almaz, sözlü kültür yazılı kültüre göre çok daha fazla gelişmiştir, uzun vadeli düşünülmez.
     Bu genel toplumsal/kültürel özellikler başta yönetim sistemi olmak üzere yukarıdan aşağıya hemen tüm sosyal-kurumsal yapıları ve onunla bağlı olarak formal ve informal sosyal-kurumsal yapıları şekillendirir. Bireyin bu süreçte bir denge unsuru olarak işleyişe etki edebilmesi imkansız denecek düzeydedir.
     Ortalama tespit olarak nitelenen özelliklere yakından bakılırsa toplumsal resim daha net olarak ortaya çıkacaktır.
     Otoriteye bağlılık özelliği devleti kutsamayı, merkeziyetçi bir devlet yapılanmasını, buna bağlı olarak emir-komuta zincirinin güçlü bir şekilde oluşmasını, güçlü bir bürokratik yapıyı, itiraz etmeden itaat etmeyi, bireyden çok toplumu öncelemeyi ve sonuçta da bireyin silikleşmesini getirmiştir. Bütün bunlar tek adam yönetimine dayalı bir yönetim kültürünü oluşturmuştur denebilir.
     Kişisel inisiyatif kullanımının hoş görülmemesi, kabul görmemesi yönüyle bakıldığında ise tartışma, sorgulama, araştırmanın fitne olarak algılanması yaygın bir kanaat, algı konumundadır. Kişilerin etkisiz bir eleman durumuna indirgenmesini, insanların kişisel potansiyellerini en üst düzeye kadar çıkarma isteğinin yok edilmesini, itaat et, rahat et kültürünün gelişmesini, aktif olmak, katılmak yerine pasif olmak, talimat beklemek, durumu idare etmek, topluma, gruba tabi olmak anlayışını getirmiştir. Yeni şeyler yapmak, söylemek yerine eskiyi sürdürme, baştakinin söylediğini tekrar etme alışkanlıklarını geliştirmiştir.
     Grup içi dayanışmaya önem verme özelliğine yakından bakılınca; akraba, dost, hemşeri, meslektaş, tanıdıkların hemen her alanda ve her zaman korunması, kayırılması, desteklenmesi alışkanlıklarını geliştirmiştir.
     Çatışmaların çözümünde içgüdüsel davranma özelliğinde, kendini düşünme, menfaatlerini koruma, saldırganlığın doğal karşılanması, öfke, kin ve öç alma davranışlarının yaygın ve doğal karşılanması, hak ve hukuk kavramlarının yeterince gelişmemesi, aşırı acıma duygusunun da aynı anda var olması, çevreye duyarsızlaşma, başkalarını düşünmeme gibi alışkanlıkları getirmiştir.
     Zihinsel faaliyetlerin yeterince gelişmemesi/yaygınlaşmaması, önem görmemesi bağlamında rasyonel davranışa, yazılı kültüre ve soyut düşünceye gereken önem verilmemesi, araştırma, bilgiyi aktarma araçlarının gelişmemesi, bilgiyi kişisel çabadan çok sözel, duyarak, dinleyerek, sorarak söylenenleri olduğu gibi kabul etme, taklit etme davranış ve alışkanlıklarını getirmiştir. Planlı ve uzun vadeli düşünme yerine anı ve günü yaşama alışkanlıklarını getirmiştir.
     Bu nitelikler formal ve informal tüm sosyal-kurumsal yapıları şekillendirmektedir. Sosyal ve kurumsal yapılara bu nitelikler bağlamında bakıldığında sorunların kaynağı da daha doğru olarak görülebilir. Bu nitelikler işleyişi de büyük oranda etkiler.
     Bunlar istenmeyen nitelikler olarak ele alınması gerekir. Toplumların geldikleri noktada en küçük bir bireyin dahi ihmal edilmemesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.
     Oysa sayılan niteliklere bakıldığında yaşadığımız toplumda tek bir bireyin ihmalinden öte toplumun tümüyle görmezden gelinmesi söz konusu olur hale gelmiştir. Toplumu oluşturan her bir bireyin en üst düzeyde aktif olması gerekirken etkisiz elemanlardan oluşmuş bir toplumun hızlı hareket edebilmesi mümkün değildir.
     Bu niteliklerin değişmesi gerekir. Mevcut niteliklerin getirdiği alışkanlıklar ve yaşayış şekilleri hemen her değerin araç haline dönüşmesine neden olmuştur. Hukuk bir araçtır, eğitim bir araçtır, din bir araçtır, ekonomik, siyasal ve sosyal kurumların tümü bu yaşayış şeklinin devamını sağlayan araçlara dönüşmektedir. Sayılan değerler toplumsal hayatta asli olarak var olamaz hale gelmektedir.
     Toplumda var olan olumsuz nitelik, alışkanlık ve davranışların olumluya dönüştürülmesi yönetimin bir görevi ve sorumluluğudur. Yönetim istenenlerin gelişmesi, geliştirilmesi, istenmeyenlerin yok edilmesine yönelik çalışmaları ve tedbirleri, düzenlemeleri yapması gerekir. Bu yapılırken bireysel/kişisel özel menfaatleri değil toplumun, haklının, iyinin, güzelin, yararlının menfaatlerini dikkate almak gerekir. Bu ise etkin işleyen bir yönetim yapısının kurulmasına bağlıdır. Toplumsal hayatı düzenleyen kuralların getirilmesi, bu kuralların ayrım gözetmeksizin herkese aynı şekilde uygulanması gerekir. Bu tür kurallar toplumu oluşturan bireyleri eğitir, alışkanlıklar kazanmasını sağlar.

         Ali Hikmet Demir
                                                                               alihikmetdemir@gmail.com

Eğitimin İşleyiş Sürecindeki Sorunlar

Eğitim sistemi toplumda hemen herkesi bir yönüyle etkileyen, hayatına dokunan devasa ve karmaşık bir yapıdadır. Bu kapsamlı etkisi nedeniyle eğitime dair alınan kararların dikkatli bir şekilde düşünülmesi, planlanması ve değerlendirilmesi gerekir.
Eğitime dair herhangi bir konu veya konuşmayı günlük hayatınızın her anında bir şekilde duyarsınız. Kahvelerde, otobüs duraklarında, insanların bir arada bulunduğu kamu veya özel hemen her ortamda bir şekilde kulağınıza eğitime dair konuşmaları duymak mümkündür.
Son zamanlarda eğitim kurumlarına çocuklarını gönderen velilerin bulundukları yerdeki eğitim kurumundan memnun olmadıklarını, evinden uzakta da olsa bir başka yere maddi külfetine rağmen çocuğunu iyi diye duyduğu bir başka okula göndermenin yollarını arayan velilerle karşılaşmak çok doğal bir hale gelmiş durumdadır. Okulların açılmasının yaklaştığı bu günlerde bu hummalı çaba çok daha fazla artmış durumdadır.
4+4+4 sisteminin hayata geçtiği günden bugüne ilkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki okullara yönelik çalışmalar devam ediyor. Bu süreçte özellikle imam hatip okullarının açılmasına yönelik çalışmalar diğer okullara göre gözle görülür bir düzeyde artmış durumda. Milli Eğitim Bakanlığı imam hatip okullarını ortaokul ve lise düzeyinde planlı bir şekilde arttırma çabası içinde. İmam hatip okulları geçmişte toplumda siyasal tartışmaların gölgesinde kaldığı için ne yazık ki eğitim kurumları içinde ayrı bir kategoride değerlendirilmiştir. Bu tartışmalar bu okullarda eğitim gören öğrencileri zaman zaman mağdur etmiştir. Siyasi gruplaşmaların merkezine oturmuş kurumlar olarak imam hatip okullarının bu gün daha hızlı ve kolay bir şekilde artması adeta uzun süren susuzluğun ardından suya kavuşmuş insanı andırır bir görüntü arz etmektedir. Bu okulların hızlı ve kolayca açılıyor olması bu okullara yüklenen misyonun bir sonucu olarak da görülebilir. Burada üzerinde önemle düşünülmesi gereken husus hızla çoğaltma telaşına girilirken nitelikten taviz verilmemek için yapılması gerekenlerin de göz ardı edilmemesidir.
Zira son günlerde yer yer bu tür okullara öğrenci gönderen velilerin bu tür okullarla ilgili dile getirdiği şikayetlerle de karşılaşılmaktadır. İmam hatip ortaokuluna giden çocukların aldıkları eğitimden memnuniyet düzeylerine ilişkin öğrenci velilerinden dönütler alınması, öğrencilerin özellikle dini konulara yönelik bilgi düzeylerinin belirlenmesi, bu tür okullardan ayrılan öğrencilerin ayrılma nedenlerinin araştırılması, okul ve sınıflarda ne tür faaliyetlerin yapıldığının sorgulanması, eğitim öğretime uymayan türde davranışlar ve faaliyetler varsa bunların incelenmesi önemli bir husustur.
Son yıllarda okullarda hızla gelişen teknolojik yatırımların sonucu sınıflara giren etkileşimli tahtaların ne amaçla kullanıldığının yakından takip edilmesi eğitime yönelik kullanılan kaynakların yerine ulaşma düzeylerinin belirlenmesi açısından da önemlidir. Pek çok okulda etkileşimli tahtaların sınıflarda film izlemek, eğlenmek amacıyla teneffüslerde veya derslerde müzik dinlemek amacıyla kullanıldığına dair olaylar dile getirilmektedir.
Eğitim kurumlarının çevrelerinde bulunan çeşitli barınma yerlerinin kimler tarafından hangi amaçla açıldığının ve kullanıldığının takibinin yapılması da ayrı bir husustur. Son yıllarda özellikle kırsal kesimde kendilerini dini bir anlayışla çevreye tanıtan farklı grupların varlığı dile getirilmektedir. Okulların yakın çevresinde yer alan bu tür barınma yerleri öğrenci velilerinin maddi imkansızlıklarını destekleme amacıyla çocukları kendilerine çekmekte ve kendi anlayışlarını yeterince bilinçlenmemiş olan ailelerden gelen çocuklara yerleştirme yollarına gitmeye çalışmaktadır. Süleymancılık diye nitelenen bir grup bu gruplar içinde en yaygın olanı olarak dile getirilebilir. Bu gruba ait yerlerde barınan veya bu gruba ait kurs faaliyetlerine giden öğrencilerin aldıkları eğitim sonrası dini uygulamalara daha fazla önem vermeye başlaması, dini bir takım ritüelleri yapabilir hale gelmesine karşın devlete ait imam hatip okuluna giden çocuğunun yeterli eğitim almadığını gören, düşünen veliler çocuklarını imam hatip okullarından alıp anılan gruplara teslim ediyor hale gelmesi eğitim sistemi açısından büyük bir handikaptır.
Devlete ait eğitim kurumlarının işleyişinde ortaya çıkacak ihmal, eksiklik, yetersizlik ve kalitesizlik insanları bu kurumların dışında başka kurumlara yöneltmemesi gerekir. Devletin okuluna çocuğunu gönderen bir velinin okuma yazma seviyesinin veya bilgi seviyesinin yetersiz olması, öğretmenlerin ilgisiz davranışları, okul idaresinin velilere yaklaşım biçimi, sınıflarda öğrencilerle ilgilenmek yerine öğrencilerin başıboş bırakılması, ders anlatmak yerine film açıp film izlettirilmesi, üstelik de Recep İvedik türü terbiyesiz filmler izlettirilmesi, okul müdürlerinin veya milli eğitimdeki yetkililerin yakınmalara kulak tıkaması, ilgilenmemesi, söylenenleri sürümcemede bırakması, gidişatın değişmemesi gibi durumlar toplumda eğitim kurumlarına olan güveni sarsacaktır. Bu sarsıntı vatandaşı resmi kurumlar dışındaki yapılara yöneltecektir.
 Süleymancıların yurduna yaz başından beri çocuğunu gönderen bir veli çocuğunun yurtta aldığı dini eğitim sonrası evine geldiğinde namazını kılmaya başladığını, camide ezan okuduğunu, müezzinlik yapacak düzeyde dini bilgi aldığını görürken aynı zamanda devlete ait imam hatip ortaokulunda üç yıldır bir şey öğrenemediğini, Peygamberin Hayatı diye bir ders olduğu halde çocuğunun peygamberin hayatına dair hiçbir şey bilmediğini, kendisinin sorduğu soruları bilemediğini, devletin açtığı imam hatip ortaokulunda eğitim verilmediğini, öğretmenlerin aldıkları maaşlarını hak etmek için gereken çabayı göstermediklerini, okuldaki bu durumu yetkililere söylemesine rağmen ilgilenin olmadığını da görürse güveni, sevgisi, saygısı hangi yöne olacaktır sorusunun cevabı çok basit olsa gerek.
Toplum içinde dile getirilen bu tür şikayet ve yakınmalar üzerinde mutlaka durulması gerekiyor. Eğitim sisteminin işleyişine dair sadece bir tek kişinin söylediklerinden hareketle toptan tüm eğitim sistemini mahkum etmek, görülen olumsuzluğu tüm eğitim sistemine şamil edecek şekilde genişletmek doğru olmayabilir. Buna rağmen eğitime dair benzer söylentileri, değerlendirmeleri, yaşanmışlıkları tümden yabana atmak da aynı şekilde doğru olmayacaktır. Eğitim sistemini yönetenler bu ve benzer söylentileri, değerlendirmeleri ve yaşanmışlıkları önemle dikkate alması gerekir. Anlatılanlardan hareketle olaya konu imam hatip ortaokulları başta olmak üzere tüm okul türlerinde yaşandığı söylenen olayların ciddi bir şekilde ele alınması gerekir. Bunun yapılması etkin işleyen bir eğitim yönetim sisteminin varlığını gerektirmektedir. Etkin işleyen eğitim yönetim sistemi güçlü bir denetim sistemine ihtiyaç duyar. Yönetim işi faaliyetin yürütülüş şekline yönelik işleyiş süreçlerini ilgilendirirken denetim işleyişin istendik şekilde işleyip işlemediğine odaklanır. Bir faaliyette yönetim ve denetim faaliyetinin tek elde toplanması veya işi yapan birimin aynı zamanda kendi kendini denetlemesini beklemek işin doğasına aykırıdır. Bir işin yapılışına ne kadar çok ve farklı bakış açısı ile yaklaşılırsa işin niteliği de o kadar çok artar. Yönetenle denetleyenin aynı kişi olması işin gelişimine katkı sağlamaktan çok işin yapılışında var olma ihtimali olan hata ve eksiklerin görmezden gelinmesine, gizlenmesine neden olur. Bir kişinin yaptığı işi değerlendirmesini istemek o kişiye kendi hatalarını açık yüreklilikle dile getirmek gibi bir anlama gelir. İnsanların içinde kaç kişi objektif bir şekilde kendi hatalarını açık yüreklilikle kabul eder ve herkesle paylaşır sorusunun cevabı açıktır. Özellikle de yaptığınız işe bakarak bir değerlendirme yapılacağı söylendiğinde herkes hata ve eksiklerini başkalarına atmaya çalışır. Denetim ile yönetimin bir şekilde farklı birimlere verilmesi gerekir. Dünyada bu durum böyle olmakla birlikte bu sistemi kuramamış veya kurmamış sistemler karmaşadan, kalitesizlikten ve çok alt düzeylerdeki sorunlarla boğuşmaktan kurtulamamaktadırlar.
Eğitim sisteminde her düzeyde etkin bir yönetim ve denetim sistemi kurmak zorunluluktur. Buna rağmen ülkemizde son yıllarda eğitimde yönetim ve denetim sistemi büyük sorunlarla boğuşmaktadır. Denetim sistemi yok denecek düzeye indirilmiştir. Öte yandan yönetim sistemi de sürekli değişikliklerle, istikrarsızlığa, sistemsizliğe ve parçalanmışlığa ve tartışmalara kurban edilmektedir. Okul yöneticiliklerine yapılan atamalar, şube müdürlüklerine yapılan atamalar, yer değiştirme, atama sistemindeki sorunlar çalışanları adeta canlarından bezdirmiş durumdadır.
İmam hatip okulları toplum nezdinde ayrı bir öneme sahiptir. Bu okulların sayılarının her geçen gün artırılması ortalama vatandaş tarafından rahatsızlık oluşturacak bir unsur değildir. Buna rağmen özellikle bu tür okullarda ortaya çıkacak sorunlar, olumsuz söylentiler ve dedikodular bu okulların geleceği ve toplumun din anlayışının gelişimi açısından önemli tehlikeler barındırmaktadır. Bu tür okullar toplum nezdinde dinine, diyanetine bağlı, anne ve babasına saygılı gençlerin yetiştiği, vatanını ve milletini seven insanların yetiştiği okullar gibi görülmektedir. Ancak her geçen gün artan sayı niteliğin de düşmesine neden olmaktadır. Sayının artması kadar okullara yönelik etkin bir denetim ve rehberlik sisteminin olmaması kurumlardaki işleyiş kalitesini her geçen gün düşürmektedir. İmam hatip okullarında görev yapan yönetici ve öğretmenlerin niteliklerinin geliştirilmesi adına önemli çalışmalar yapılması gerekmektedir. Bu eğitim kurumları başta olmak üzere tüm diğer eğitim kurumlarında görev yapan personelin çağın getirdiği yeni yöntem ve teknikleri kullanma becerilerinin kazanmalarının sağlanması önemli bir gerekliliktir. Oysa özellikle imam hatip okulu türü okullarda görev yapan öğretmenlerin camide vatandaşa vaaz verir gibi bir şekilde sadece anlatıma dayalı ders verme yöntemini çok sık kullandığı bu tür okullarda eğitim gören öğrenciler ve ilgili taraflar tarafından sık sık dile getirilmektedir. Sınıfta ders anlatan bir öğretmenin masasına oturup önündeki kitaptan okuması veya öğrencilere sırayla okutması, sözel anlatım ve soru cevap dışında hiçbir yönteme yer vermemesi, milyarlarca lira masrafla sınıflara bağlanan etkileşimli tahtaların sadece öğrenciler tarafından film izlemek, şarkı dinlemek, müzik parçalarını açıp topluca dans, eğlence aracı olarak kullanılır hale gelmesi ülkemiz eğitim sisteminin geldiği nokta açısından içler acısı bir durumdur. Bu tür uygulamalara izin vermemesi gereken okul müdürlerinin koltuklarını koruma peşinde koşmaları, yaşananlara sessiz kalmaları yanında üzerini örtmeleri sorunların daha da büyümesine neden olmaktadır.
Dini eğitim verileceği beklentisi ile çocuğunu devletin açtığı imam hatip okuluna gönderen bir velinin bu beklentisi karşılanmadığı için çocuğunu Süleymancılar denilen bir gruba ait yurda yerleştirmesi, bu tür yurtlarda nitelikli eğitim verildiği inancı yine ülkemiz eğitim yönetimi açısından büyük bir handikaptır. FETÖ diye anılan ve nasıl temizlenecek diye üst düzey yöneticiler başta olmak üzere hemen herkesin çareler aradığı bir örgütsel yapıdan kaçarken şimdi bir başka yeni örgütsel yapıya insanları mecbur hale getirmek ne kadar doğru bilemiyorum. Süleymancılık diye nitelenen bir yapının varlığını televizyonlara çıkan yetkililer başta olmak üzere hemen herkes kabul ederken bu tür grupların gerçekten ne olduklarının ortaya çıkarılması, vatandaşın nezdinde amaçlarının ne kadar dini değerlerle örtüştüğünün ortaya konulması önemli bir gerekliliktir. Bu gün hemen her yerleşim yerinde benzer gruplar, yapılar vardır. Bunların bir kısmı gerçekten iyi niyetle kurulmuş olabilir. Tüm bu grupların ne amaçla bir araya gelmiş insanlardan oluştuğunun iyi bir şekilde analiz edilmesi zorunluluktur. Bunu yapacak olanlar ise her düzeydeki devlet yöneticileridir. Başta kaymakam, vali gibi mülki idare amirleri olmak üzere emniyet ve istihbarat birimleri ve toplumun önde gelen kanaat önderleri ve din adamları sıradan vatandaşı bu konularda bilgilendirmesi gerekir. Bu yapılmazsa  yeni FETÖ’lerin ortaya çıkması uzak bir ihtimal gibi görünmemektedir.
Eğitimin yönetiminden sorumlu olanların eğitim kurumları başta olmak üzere ne türde olursa olsun dini veya diğer tür eğitim faaliyeti adı altındaki tüm faaliyetlere büyük bir dikkatle yaklaşmaları gerekmektedir. Oysa eğitim sistemimiz şu an itibariyle denetim sistemini saf dışı bırakmakla adeta sistemin sinir uçlarını köreltmiş duruma gelmiştir. Ne yazık ki bu duruma hiç kimse ses çıkarmamakta veya çare aramamaktadır. Ülkemizin eğitim sisteminin geleceği bu yönüyle bakıldığında hiç de iç açıcı görünmemektedir.
Eğitim sistemine dair kişilere bağlı günü birlik anlayışla hareket edilmekte, yönetme makamına gelen kişinin kişisel anlayışına göre sistemde düzenlemeler yapılmakta, sık sık değişen yetkililerden dolayı sistemde de sık sık değişmeler yaşanmaktadır. Bilimsel bir çerçeveye dayanan bir sistem kurulamamıştır. Üçer yıl arayla yapılan milli eğitim şuralarında alınan kararlara ve tavsiyelere rağmen bunların tam tersi uygulamalar yapılır hale gelinmiştir. Eğitim sisteminde hemen her alanda uzman yetişmiş personel istihdamı önemli bir gereklilik olarak dile getirildiği halde şu an itibariyle eğitim sistemi herkesin her işi yapar hale geldiği bir sisteme dönüşmüştür. Uzun sayılabilecek bir süredir var olan siyasi istikrara rağmen eğitim sisteminde sorunların artarak devam ediyor olması ülkemizin geleceği açısından büyük bir kayıptır.


Ali Hikmet Demir
                                                                   alihikmetdemir@gmail.com



2023 Eğitim Vizyonunda Denetim/Teftiş ve Rehberlik Sistemi

2023 Eğitim vizyonu çerçevesinde eğitim sistemi yeniden yapılandırma çalışmaları devam ediyor. Yeni yönetim sisteminin ortaya konulması s...